Bilge Varol/ Öykü

Doğumdan Doyuma 
Rüyadan Uyanışa 
Bilge Varol


Bilge'nin Rüyası  
 
  O kadar siyahtı ki. Zayıf  gözlerimi bir an  kapalı sandım. Açıkmış. Biraz bekledim. Feri kaçmış gözbebeklerim büyüyecek de en azından grileşecek bir şeyler diye. Nafile.
İki büklüm ayakta durduğumu bundan sonra farkettim. Perdeyi açayım sanırım hala sabah olmadı diye düşünüp ağır ve küçük iki adım atıyorum :  'Tak, ahğ!' tosladım.  Olduğum yerde yavaşça çömelerek kırışmış elimi önümde ve yerde gezdirdim. Çok dar. Biraz sonra kulübemin malzemesinden yapılmış ahşap bir kutunun içindeki bir ihtiyar olduğumu anladım.
Sakindim. Bir süreliğine beklemeye karar verdiğim anda tavan açıldı. Böyle bi ışık kapladı ortalığı. Cılız kolumla gözlerimi koruyayım derken beyazlıktan başka bir şey görünmüyordu. Tavan kapandı. Etraf grileşmişti.

  Tarihin en hafif en eski çekici elimdeydi… Çok geçmeden tahta kutuyu parçalamaya başladım. Nasıl olduysa genç yetişkin kuvveti gelmişti bana. Ve bu alet fazlaca iş görüyordu. Ama aynı kutunun biraz daha büyüğünün içinde buldum kendimi. Onu kırıınca biraz daha kalını ve  büyüğüyle… Tekrar bi kalını ve büyüğüyle  karşılaştım! Onlarca kutu kırıp döktüm. Sanırım bir sürü daha. Artan birkaç on metre kare alan dışında bol damarlı elime bir şey geçmemişti. Kutular büyümüş ve kalınlaşmıştı. Fakat nihayet birinden diğerine geçerken siyahlık griden ton ton kendi rengine dönmüştü. Son kutu yaş sarımtırak ahşaptandı ve ıslak kabuksuz odun kokusu duyuyordum. Nefes almakta güçlük çekmeye başlamıştım. Bunu parçalamak imkansızdı. Sıcaktı. Kan ter içinde kalmıştım. Kalbim küt küt atıyordu. Üzerimdekileri çıkarmaya başladım. Kolsuz kürkümle alnımı, ardı sıra sarkık gıdımı ve koltuk altımı siliyorum. Leş gibiyim. Kafamı vücüduma eğdiğim anda olan oluyor ve kaburgalarımın tahta bir kafes andıran şekliyle yani anlayacağın dışardaki durumun vücut bulmuş haliyle göz göze geliyorum. İyice telaşlanmıştım. Ani bir korkuyla çekici alıp kendime savurdum! O  anda müthiş bir acı ve titremeyle uyandım.
 
Bilge'nin Doğumu

  Adamla kadın kendi hayatlarını kurmak için başka bir adaya göç etmek üzere kutlu sala bindirildiler. Kültürleri gereği, toplumlarında, birbirleriyle kalp bağı kuran iki insan burayı terk etmelidirler. Koca dünyada yüzbinlerce suyla çevrili kara vardır. Güçlü kalabilirlerse kendi kolonilerini kuracaklardır.
  Bir ritüel eşliğinde topluluğun yaşlıları iyi dileklerle onları uğurladılar.
Yanlarına ‘adalar yüce bitkisinden ve tohumundan’ verdiler. Sadece adalarda yetiştirilebilmesine rağmen  orada tüketilemeyen öyle bir bitkiydiki bu, kara dışında hem günlerce  tok tutar hem su ihtiyacını karşılardı. Fakat yolda 3 defa tüketilirse zehirlerdi.
  Bunun dışında  ‘Suda bela kovan tütsü’ ve varacakları yeni yer için ‘adacanlısı habercisi kokusu’ verdiler çifte.

  Bir miktar  tütsü ve çiçekle dolu oval taşıtlarında bitkiden yiyip yanyana uzandılar…
Kendilerine geldiklerinde hiç kara yoktu. Beklediler. Acıkmışlardı. Adam 'dayanmalı' dedi. Yemediler. Tütsü sönmek üzereydi. Böyle birkaç kere uyanıp tütsü yakıp uyudular. Yine kalktılar, oyalandılar. Adam kadına bitkiden uzattı. Yediler. Gözlerini açtıklarında adadan yine eser  yoktu. Ama sakinlerdi. Sal döne döne ilerliyordu. Kaç günbatımı ve gündoğumu geçmişti bilmiyorlardı. Bela kovan tütsüleri tükenmek üzereydi ki bu da su canlılarıyla feci mücadele gerektirirdi.

  Bitkin bir haldelerdi. Ümitleri tükeniyordu. Başaramamaktan korkmuyorlardı; ölüp sulara karışabilirlerdi ki bu da kutsaldı. Ölmek korkunç değildi toplumlarında. Aksine inanışları gereği  yeryüzünde bulunma nedeni: doğumla doyum, yaşamla olgunlaşım, doyurmak üzere karışımdı.      Buraya kadardıysa sorun değildi. Varolmak güzeldi. Derken sal bir yere çarptı! Sarsıldılar. Kadın irkildi. Karışıyorlar mıydı? Bu aç korkunç bir su canlısı mıydı? Tam bu sırada sal durdu. Kafasını yavaşça kaldırdı adam. Evet sonunda varmışlardı.
  İndiler, oradaki diğer her şeyle birbirlerine zarar vermeyeceklerini bildiren Adacanlısı habercisi kokusunu süründüler.Zafer onlarındı,keyifliydiler.

  Kadın adama yemek buldu. Büyükleri  onlara dünya üzerinde tüm yenilebilir şeyleri öğretmişti. Adam kadına yemeği hazırladı. Sonra ateş yaktı. Kadın ona şarkı söyledi. Birlikte dans ettiler.
Adam kadınını güçlü kollarıyla sardı. Kadın istekli güzel gözleriyle adama baktı. Adam kadının saçını okşadı. Kadın adamın dudağına götürdü dudağını. Adam kadını kalçalarından sıkıca kavradı. Kaldırıp kucağına aldı ve yavaşça yere uzattı.

  Gökyüzünde devleşen Ay Yeryüzündeki durgun ve duru su üzerine minyatür Aylar bırakıyordu. Bunların su üstünde yer kapmaya çalışmaları ise yerli dansını andırıyordu…
….
  Aylar geçti. Güneşin güne doğumuyla Bilge adaya doğdu.
 
Bilge'nin Doyumu

  Onlar 20 yıl önce buraya gelmişler. İlk zamanlar fevkaledeymiş. Çok mutlularmış. Anlattıklarına göre Su Dünya üzerinde birbirine çok yakın kara parçalarına mutlaka farklı insanlar gelir evrensel doğa yasa gereği hep birlikte kendi toplumlarını ve kurallarını oluştururlarmış. Fakat bu lanet yere bizden başka gelen olmadı. Çok beklediler. Hep bekledik. Kurtarıcılar bir kılıkta bir halde gelecekti. Bir şey olacaktı. Nitekim olmadı.

  Ben yeterince büyüyünce annem ara ara tekrar yola çıkmamızı önermeye başlamış. Babam her defasında, kutsal olanı değiştirmemizin doğru olmayacağını, sabırlı olmamızın görevimiz olduğunu uygun bir üslupla anlatıp durmuş. Annem babama sıkı sıkıya bağlıydı, Babam kut’sala.

  Birkaç yıl sonra anneme bir hal gelmişti. Hastalandığını o zaman farketmiştik. Annemin sorunu fikirlerine felç gelmiş olmasıydı. Harekete geçemiyordu. Kendi için bir konuda dilekte bulunuyor -çiçek toplayıp takı yapmak ya da göle girmek gibi- bundan bahsedip bunu onaylıyor fakat o yönde hareket edemiyordu yani yönsüzdü. Kararsızlık, korku, isteğin felce uğramasıyla annemi yalnızlığa itmiş bize yabancılaşmasına neden olmuştu. Artık nerdeyse hiç konuşmuyordu. Bazen olduğu yerde saatlerce kalıyor bişey yiyip içmiyordu. Hastalığı ilerleyince kulübeden daha sonra da yataktan çıkmaz oldu. Ve bir gün tamamen uzaklaştı, annem toprağa karıştı…

  Babam çok ağladı ve uzunca zaman yas tuttuk.  İlk başta müthiş bir suçluluk duymaya başladı. Kendisini sorumlu tuttu her şeyden. Bir gün sarmaşıklardan halat yapmış ağacın kalın bir dalından sarkıtmıştı. Kendisini ağaca çıkarken gördüm. Bal mı toplayacağız dedim…
 Sonra kutsal olan her şeyle tek taraflı münakaşaya girdiğini işitir oldum. Kızgın ve çaresizdi. Onun da annemin hastalığına yakalanacağını sandım. Öfkeliydi. Adaya küfürler savuruyordu. Eh pek de haksız  sayılmazdı. Anlıyordum,büyüyordum. Ses etmedim. Böyle birkaç yıl geçti.
 …
  Kumsalda sal yapmaya başladık. Bitene kadar nerdeyse hiç konuşmadı. Aylarca gece gündüz çalıştı. Ve sonunda büyük ve çok sağlam su taşıtı çıkardı ortaya. Bir süre de  yanına alacağı şeyleri hazırlamakla geçirdi. O geceye kadar beraber gideceğimizi düşünüyordum. Yola çıkacağımızın akşamı beni karşısına aldı. Bana hikayelerini etraflıca anlattı. Çeşitli öğütler verdi. Kendinin gideceğini ama benim burda kalmamın yaratılmış akla daha yatkın(!) olduğunu, beklemeye devam etmem gerektiğini söyledi. Burda aç kalmazdım. Bilinmeyene göre bura daha tehlikesizdi.. Gece olduğundan kulübeye geçtik. Bana kutsal şeylerin öneminden, adaya mutlaka başkalarının geleceğinden bahsetti. Topluluğu ben kurabilirdim. Bana sıkıca sarılmış sonra ayağa kalkıp işaret parmağını sallayarak söz vermemi istemiş sonra da dizlerime kapanıp bana inanmalısın evlat diye ağlamıştı. Kal diye yalvarmıştı. Bu onun için en doğrusuydu…
  Gündoğumuyla gözlerimi açtığımda içerde yoktu. Kulübeden çıkıp salın oraya koştum. Ben uyurken sessizce yola çıkmıştı. Hem de  kutsalı kumsalda bırakmıştı. Bir daha dönmedi. Babam denize karıştı…
 
Bilge'nin Uyanışı

  Uyanmıştım.
  Ellerime baktım, boğazıma götürdüm onları, tamam bişey yok bişey yok. Hızlıca yattığım yerden kalktım dik durabiliyorum oh. Çabuk çabuk takunyalarımı giydim. Verandaya çıktım. Şöyle bir vucudumu yokladım kaygı ve heyecanla ohh!. Giysimi ata ata koşmaya başladım. Soluk soluğa ve çıplak bi halde  adanın ortasındaki göle  vardım. Eğildim yansımamı görünce büyük bir sevinçle bağırıp atladım suya. Kahkahalarla yüzdüm. Kollarımı bacaklarımı çılgınca sallıyordum. Su yutuyordum, burnum ve gözlerim yanıyordu ama gülüyordum. Bir süre daha kulaç attım. Öksürerek kıyıya çıktım. Yüzü koyun yere kapaklandım sımsıkı kucaklamak geliyordu içimden her bir şeyi. Koşup ağaçlara sarıldım, hayvanları öptüm zırıl zırıl ağladım.
….
  Kalktım kurulanıp kumsala indim. Babamla zamanında yaptığımız sal epeyce yıpranmış halde orada duruyordu. Benim için yapmıştı onu.
Onarmaya karar verdim. Suya Aya havaya adaya herbir canlıya, doğrusu kendime anlatmaya başladım :
  İyi bir amaçla yola çıkmışlardı onlar.
Benim için bir dünya yaratalım derken ikisi, ne bilsinlerdi işte beklenmedik bilinmez hayatla karşılaşmışlardı . Onca yolu aşarak, beni doyurarak, bana hiçbir kötü durumu belli etmeyerek…Burda beklemek…
 
  Ah Annem. Kendi arzusunu bastırmış, babamın burda kalmalıyız kararını kendi isteği olarak benimsemişti. İçsel çatışma yaşadığından yalnızlığa sürüklenmişti. Değişecek gücü tek başına kendinde bulamamış olacaktı ki, gerçekten istediği şeyi elde etmek  için harekete geçmemiş bunun bedelini hastalığıyla ödemişti.
 
  Of  Babam. Değişimden korkmuştu. Su tehlikeydi hep onun için. Su değişimdi.
Değişirse, yola çıkarsa başına bir kaza geleceğine yani cezalandırılacağına inanmıştı zamanla. Felaketlerle dolu suya bu yüzden açılamamıştı. Zaten bu nedenle buraya kimse ulaşamamıştı bunca zaman. Kesin başlarına bir bela gelmişti. Bizi buna sürükleyemezdi. Kutsallık korusundu.
 
  Kendimi de bu olanlardan bir parça sorumlu tutuyorum. Suçluyorum. Fakat kendimi bağışladım.
Ben gençtim. Deneyimsizdim. Üzerimde güçlü bir etkileri vardı. Nasıl davranabilirdim? Annemin babama babamın kutsala inandığı gibi ben de onlara bağlıydım.
Yalnız şu an seçme hakkım, kendi sorumluluğumu üstlenme şansım ve özgürlüğüm var. Bunu onların uzunca süre vazgeçmeyişlerine, mücadelelerine, bana aktardıklarına borçluyum.

  Kabustan uyandım. Kapana kısılmak zorunda değilim. Bunu en çok onlar için istiyorum.onlar adına. Kişisel egemenlik duyuyorum. Kendi özümü kendim oluşturmaya karar verdim. Bunu onlara anlatamadım ama kanıtlama şansım var.

 

  Yola çıkıyorum.

Mehmet Bar
 


Görsel : Yuri Shwedoff